netflix izleyen kadın ve erkek
dizi-karakterleri

Favori Dizi Karakterinden Arkadaş Olur Mu?

Son güncelleme:

Dizi oyuncularının röportajlarında “yanıma gelip sakın üzülme diyorlar”, “yolda karşılaşıp neden hala dizideki partnerimden ayrılmadığımı soruyorlar” gibi cümleleri ne kadar çok duyuyoruz değil mi?

Sosyal medyada dizi yorumlarında doğrudan karaktere yöneltilmiş “seni çok iyi anlıyorum”, “çok güçlüsün” gibi kurgu bir karaktere gerçek bir karaktermişcesine verilen destekleri görüyoruz.

İzleyici, karakterle arasında yakın bir tanıdığı ya da arkadaşıymış gibi benimsediği bir ilişki bağı kuruyor.

İzleyici, karakterle arasında yakın bir tanıdığı ya da arkadaşıymış gibi benimsediği bir ilişki bağı kuruyor. Benzer tutumu yalnızca dizi ya da film değil tüm medya karakterlerine yönelik görebiliyoruz. İzleyiciler ve haber spikerleriyle ilgili bir çalışmada, bazı izleyiciler spikerleri “arkadaşları” olarak gördüklerini ve programın açılışında ve kapanışında yaptıkları konuşmalara karşılık verdiklerini söylüyorlar. Bu katılımcıların %25’i, spikerin izinde olduğunu anladıklarında onu göremeyecekleri için üzgün olduklarını dile getiriyor. 1

Youtube ya da Instagram gibi dijital platform takipçileri de benzer şekilde bir tutum geliştirebiliyorlar. Ancak bu platformlarda geleneksel medyadan farklı olarak karşılıklı etkileşim imkanı elbette çok daha fazla.

Peki bu tutumlar ne anlama geliyor?

Parasosyal etkileşim; izleyicilerin favori karakterleriyle aralarında yarattıkları tek yönlü ilişki bağı anlamına gelir.

İzleyicilerin ya da dinleyicilerin çoğunlukla favori karakterleriyle aralarında yarattıkları bu “tek yönlü ilişki” bağına “parasosyal etkileşim” deniliyor.2 Yani haberleri izlerken spikerin konuşmalarına karşılık veren ya da bir diziyi izlerken karakterlere tepki veren kişinin davranışları parasosyal etkileşim oluyor. Bu anlık tepki uzun süreli bir hal aldığında ise kurulan bağ kuvvetleniyor, artık “parasosyal ilişki”den söz etmiş oluyoruz.3

70’lerde pembe diziler üzerine yapılan bir araştırma var. Dizide bir araba kazası oluyor ve izleyicilerden biri bu sahnede “gerçek bir kaza gibi hissettiğini, onlar için bir şeyler yapma isteği duyduğunu” söylüyor. Bunun üzerine araştırmacılar, parasosyal etkileşimin temelde iki işlevi olduğunu ortaya çıkarıyor: “arkadaşlık” ve “kişisel kimlik”. Yani izleyiciler bu medya karakterlerinde kendi hayatlarında olan tanıdık bir kimliği görüyorlar ve bu karakterleri, davranışlarını kendi hayatlarını anlamanın bir yolu olarak kullanıyorlar.4

Bu etkileşim ve ilişki bağı gençlerde çok daha fazla görülüyor. Hatta gençlerde ve çocuklarda karakterle aralarında samimi bir bağ varmış hissinin ötesinde karakterlerle özdeşleşme de çok sık yaşanabiliyor.

Bununla ilgili bir araştırmada 208 genç yetişkinle röportajlar yapılıyor.

Erkekler başarılı, zeki ve şiddet eğilimli karakterlerle özdeşleşirken kadınlar başarılı, zeki ve çekici karakterlerle özdeşleşiyorlar.

Gençlerin, kendilerine benzediklerini düşündükleri ve aynı cinsiyetten oldukları karakterlerle daha güçlü bir şekilde özdeşleştikleri görülüyor. Erkekler başarılı, zeki ve şiddet eğilimli karakterlerle özdeşleşirken, kadınlar başarılı, zeki ve çekici karakterlerle özdeşleşiyorlar. Şiddet, erkek karakterlerde erkeklerin çekici bulduğu bir özellik olarak yorumlanıyor. Kadınlarsa zayıf ve genç karakterleri çekici buluyorlar. Medyada bu tasvirlere maruz kalan kadınlarda artan vücut tatminsizlikleri ve yeme bozuklukları görüldüğünden, genç kadınların çekici kadın karakterlerle özdeşleşmeleri endişe verici bulunuyor. 5

Çocukların izledikleri karakterle özdeşleşmesi, bazen çocuğun gerçeklik algısını etkileyen tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor.

Karakterle özdeşleşme özellikle çocuklar için bazen gerçeklik algısını etkileyen tehlikeli boyutlara varabiliyor. 2000’li yılların başında, favori çizgi filmlerinden Pokemon’u izleyen dört yaşındaki bir çocuk, apartmanın yedinci katından aşağıya atlamış ve bunu neden yaptığı sorulduğunda “ben Pokemon’um, onun gibi uçtum” cevabını vermiş. 6

Bugün dizi karakterlerini ve sosyal medya fenomenlerini takip eden milyonlar, takip ettikleri ya da izledikleri kişilerle özdeşleşme kuran belki binlerce insan var.

Aslında bir yandan ürettiğimiz yayınlardan sorumluyuz, diğer yandan izlediklerimiz ve çocuklarımıza izlettirdiklerimiz kendi sorumluluğumuz, değil mi?

Başka bir soru da; diziler mi kitleleri etkisi altına alıyor yoksa bu diziler kitlelerin talebine mi karşılık veriyor?

Ya da bu bir karşılıklı döngü.

Bir yandan devamlı gözümüzün önünde olan hikayeler bir yerde karşılığını buluyor ve izleniyor, diğer yandan izlenme oranlarında yükeselen öğeler de tekrar tekrar sunuluyor.

Okuduğunuz için teşekkürler,

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere:)

Sevgiler

KAYNAK:

1Levy, Mark R.; “Watching TV news as para-social interaction”, Journal of Broadcasting, 23 (1), 1979, s.69-80.

2Horton, Donald; Richard Wohl, R.; “Mass Communication and Para-Social Interaction”, Psychiatry, 19 (3), 1956, s.215-229.

3Schmid-Petri, Hannah; Klimmt, Christoph; A Magically Nice: Parasocial Relations with Harry Potter Across Different Cultures, International Communication Gazette, 73 (3), 2011, s.252-269.

4Giles, David C.; “Parasocial Interaction: A review of the Literature and a Model for Future Research”, Media Psychology, 4 (3), 2002, 279-305.

5Hoffner, Cynthia; Buchanan, Martha; “Young Adult’s Wishful Identification With Television Characters: The Role of Perceived Similarity and Character Attributes”, Media Psychology, 7 (4), 2005, s.325-351.

6Ünür,Ece; Yerli Dizilerdeki Kimlik Kalıpları, Eğitim Kitabevi Yayınları, 2015.